İddiaya göre ABD’ye ait Tomahawk füzeleriyle gerçekleştirilen saldırıda 168 kız öğrencinin hayatını kaybettiği bildirildi.
ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı üzerine başlayan savaşın, insan kaybı, çevre felaketi ve petrol fiyatlarının yükselmesiyle küresel boyuttaki ekonomik etkileri yanında, İran’ın Minab kentindeki bir kız okulunun ABD’ye ait Tomahawk füzeleriyle vurularak 168 kız öğrencinin öldürülmesi tüm dünya genelinde büyük bir tepkiye neden oldu, “savaş etiği” ve “savaş suçu” konusu yeniden gündeme geldi. Savaş etiği, sivilleri, teslim olanları, yaralıları ve esirleri korumak; işkence veya zalimane muameleyi önlemek için Cenevre Sözleşmesi gibi uluslararası hukuk belgelerinde kurallara bağlanmış olsa da bunun ihlal edildiğine çoğu kez tanık oluyoruz. İsrail’in Gazze’de Filistin halkına uyguladığı soykırım bunun en yakın örneğidir. Çocuk, kadın, yaşlı, okul hastane demeden her yer vurulmuş, çok büyük bir insani trajedi ve yıkım yaşanmış, büyük savaş suçları işlenmiştir. Bu son savaş da uluslararası hukuka aykırı ve yasa dışı olup okulun hedef alınarak 168 kız öğrencinin öldürülmesi başlı başına bir savaş suçudur.
Uluslararası Hukuk Tartışmaları Derinleşiyor
Güney Afrika Devleti İsrail’i, 1948 Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ederek Gazze Şeridi’nde soykırım eylemleri gerçekleştirmekle suçlayıp Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’ne taraf olarak “soykırımı önleme yükümlülüğünü” ileri sürmüş ve Lahey Adalet Divanı’nda İsrail’e dava açmıştı. 21 Kasım 2024 günü de Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski İsrail Savunma Bakanı Yoav Galant hakkında, Gazze’de sivillere karşı “savaş suçu” ve “insanlığa karşı suçları” işlemekten tutuklama emri çıkarılmıştı. Tutuklama kararında imzası olan yargıcın açıklamalarından öğreniyoruz ki İsrail ve ABD ortaklığı, UCM’de Netanyahu hakkında tutuklama kararı veren onurlu Fransız yargıca adeta dünyayı dar etmişler. Yargıç Nicolas Guillou, İsrail aleyhine karar aldıktan sonra ABD’nin yaptırım listesine alındığını, master ve visa kredi kartlarının iptal edildiğini; Amazon, Airbnb, PayPal gibi platformlarındaki hesaplarının kapatıldığını söylüyor. Fransa cumhurbaşkanının devreye girmesine rağmen bu değerli yargıç hakkındaki yaptırımlar kaldırılmamış. Bu durum, İsrail’in gücünün, cüretinin ve pervasızlığının kaynağını da çok net olarak ortaya koyuyor.
Elbette, asıl olan savaşların hiç olmaması, insanlığın barış içinde yaşaması ve tüm olanakların savaş makineleri için değil, insanlığın refahı için kullanılmasıdır. Ancak bu iyi dileklere rağmen dünyada savaşlar eksik olmuyor.
İran’a Yönelik Saldırılar ve İddialar
Ne yazık ki İran’a savaş da tüm barışçıl yollar tüketilmeden, üstelik barış görüşmeleri devam ederken başlatılmış; hiçbir haklı, hukuki, ahlaki ve meşru yanı olmayan tamamen uluslararası hukuka aykırı bir savaştır. Üstelik 2003’te Irak işgal edilirken söylenen “Irak’ın kitle imha silahları var” şeklindeki emperyalist yalanı bu kez “İran’ın nükleer silahları var” şeklinde yeniden piyasaya sürülmüştür. İran’a savaş açılması üzerine “Vicdanım el vermiyor” diyerek istifa eden ABD terörle mücadele direktörü ve eski savaş gazisi Joe Kent, “Amerika’nın 18 istihbarat teşkilatının tamamı, İran’ın nükleer bomba geliştirme kapasitesine sahip olmadığı konusunda hemfikirdir” demiştir. Ancak bütün bunlara rağmen, İran’a savaş başlatılmış, İran’ın dini lideri ile birlikte önde gelen yönetici kadroları da öldürülmüştür.
Ancak yapılan yaygın ve kitlesel protestolardan dünyada da ABD’nin kendi içinde de bu savaşın asla onaylanmadığını ve haklı bulunmadığını görüyoruz. Hatta çoğunluk, Trump’ın, Epstein dosyalarından kurtulmak için bu savaşı başlattığına inanmakta olup ABD’nin bir önceki dışişleri bakanı Antony Blinken de bunu dile getirmiştir. ABD’li gazeteci Ethan Levins, İran’a yapılan harekâtı, “Epstein Öfkesi (Epstein Fury) Harekâtı” olarak adlandırmıştır.
ABD’nin görevden alınan adalet bakanı Pam Bondi de “Epstein belgelerini üst üste koysak Eyfel kulesini bulur” diyerek belgelerin hacmine ve ağırlığına dikkat çekmiştir. Bütün bunlara karşın, küresel güç savaşlarını, ABD’nin emperyalist emellerini ve savaş sanayisinin etkisini de gözden uzak tutmamalı ve Başkan Trump’ın “savunma bakanlığı”nın adını “savaş bakanlığı” olarak değiştirdiğini de unutmamalıyız.
Kadim bir uygarlığın mirasçısı olan İran halkı ise, ülkesine dönük bu saldırı karşısında kenetlenmiş ve meşru müdafaa hakkını kullanarak tüm dünyayı şaşırtan bir direnç ve kararlılıkla yurdunu/vatanını savunmaktadır.
Bölgesel Tepkiler ve Diplomasi
Burada altı çizilmesi gereken dikkat çekici bir konu da, Suudi Arabistan’ın çağrısı üzerine Riyad’da toplanan, aralarında Türkiye ve Azerbeycan’ın da olduğu 12 Müslüman ülke dışişleri bakanları toplantısının sonuç bildirisinde, savaşı başlatan ABD ve İsrail saldırganlığına tek laf edilmezken savaşın mağduru olan İran’ın kınanması olmuştur. Bu da bir ibret belgesi olarak tarihin kayıtlarına geçmiştir.
İsrail’in Gazze’de giriştiği soykırımından itibaren Filistin yanlısı tutumu ve İran’a dönük ABD ve İsrail saldırganlığı sürecinde de savaş karşıtı açıklamaları ile dikkatleri çeken İspanya Başbakanı ve Sosyalist Enternasyonal Başkanı Pedro Sanchez ise tüm dünyanın saygısını ve hayranlığını kazanmıştır.
Tarihten Günümüze Savaş Hukuku
Son olarak değinmek isterim ki MÖ 1258 yılında Mısır Firavunu İkinci Ramses ve Hitit Kralı 3. Hattuşili arasında imzalanan, Hitit Kraliçesi Pudu Hepa’nın da mührünü taşıyan, aslı İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde, bir örneği de New York City’deki Birleşmiş Milletler Merkezi’nin duvarında sergilenen, dünyanın bilinen ilk yazılı barış antlaşması olan “Kadeş Barış Antlaşması”nda da işkence ve kötü muamele yasaklanmış, savaş esirlerine iyi davranılması hüküm altına alınmıştı. Görülüyor ki günümüzden 3 bin 284 yıl önce imzalanan Kadeş Barış Antlaşması’ndan bu yana “uluslararası insancıl hukuk” açısından pek fazla bir yol kat edilmemiştir. Yine de tek çıkar yol; savaşlara karşı çıkmak, özgürlük için adalet için, ”Yurtta barış ve dünyada barış” için çalışmaktır.





