Seçim sathına girdiğimiz bu günlerde, ekonomik büyümenin yavaşlaması ve döviz kurunda yaşanan aşırı oynaklık Türkiye ekonomisinin ciddi baskılar altında olduğunu ve kırılganlığını gösteriyor. Özellikle kurlardaki artışlar, bugüne kadar düşük yurtiçi tasarruf oranıyla, ağırlıklı olarak dış kaynağa bağımlı büyümüş bir ekonominin geleceğe yönelik büyüme öngörülerinde karamsarlığa yol açmaktadır.

Bir başarı öyküsü olarak anlatılan ve hatta birtakım kişiler tarafından Türk mucizesi diye nitelenen, yüksek büyüme oranlarından artık eser kalmamıştır. Uluslararası düzeyde de Türkiye ekonomisine ilişkin algı değişmiş, beklentiler karamsarlaşmıştır. En son gelişmeler ışığında IMF’den sonra Dünya Bankası da, Türkiye’nin 2015 yılına ait büyüme tahminini revize etmiş ve bu oranı %3 seviyesinin altına çekmiştir.

Asıl tehlikenin ise, son derecede kişisel siyasi ihtiraslar nedeniyle, ekonominin içinde bulunduğu bu darboğazların farkında olunmaması ve bu darboğazı aşmaya yarayacak tedbirlerin tartışılmasına bile izin verilmemesidir.  AKP siyasi düşünce ve uygulamalarının geçmiştekinden farklı olduğunu iddia etse de, ekonominin imkanlarının ötesinde harcamalara dayalı popülist politikaları yürüterek geçmişten hiçbir farkı olmadığını göstermiştir.  Tek farkı, bu kaynakların kamu kesimince değil, daha çok siyasi otoritenin tercih ettiği birtakım iktisadi faaliyet alanlarındaki, yine siyasi otorite tarafından seçilmiş özel kesim birimleri tarafından kullanımının sağlanmış olmasıdır.

NE YAPMALI?

Bu darboğazdan kurtulabilmek için ekonominin nitelikli bir büyüme modeline gitmesi ve beraberinde tasarruf oranını arttırıcı tedbirlerin alınması gerekmektedir. Özellikle ülke için önemi giderek artan hukukun üstünlüğü, kurumların bağımsızlığı ve demokrasi gibi konularda atılacak olan adımların da bu darboğazın aşılmasında yararlı olacağı kanaatini taşımaktayım. 2011 sonrasında iktidar partisinde ortaya çıkan kişisel siyasi ikbâl arayışları, hükümetin gerekli olan tedbirleri alabilmesine mani olmakta; Ali Babacan gibi Türkiye ekonomisinin ihtiyaçlarını ve dünyadaki çağdaş iktisadi sistemlerin direttiği reformları iyi bilen birisinin bile kendisini yeterince ifade edebilmesini imkansız hale getirmektedir. Bu açıdan bakıldığında bir muhalefet partisi olarak CHP’nin açıkladığı seçim bildirgesi, Türkiye ekonomisinin bugün maruz kaldığı darboğazların sebepleri konusunda doğru teşhislerde bulunmuş olması ve bu teşhise uygun doğru tedbirleri içermesi nedeniyle kamuoyundan olumlu tepki görmüştür. Bir bakıma ekonominin içine düştüğü bu darboğaz ve AKP’nin kendi iç meseleleri sebebiyle, 2002-2007 döneminde oynadığı role benzer bir rolle, bugün ortaya koyduğu gerçekçi proje ve programıyla CHP ülkeyi ve ekonomiyi yönetmeye talip olmuştur.

Reklam


İsim
E-Posta
Yorum Başlığı
Güvenlik Kodu
Yorum yazmak için üstteki alanı kullanabilirsiniz.