Cumhurbaşkanlığı yarışında artık önümüzdeki bir iki hafta içinde kendilerini belli edeceklerdir diye düşünüyorum.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı Berlin’e gidip döndükten sonra bu işler daha da netleşecek.

Ama bu arada yanlış giden bir şeyler var.

Sadece bu seçim için değil.

Şimdiye kadar ya da Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın sahneden çekilmesinden sonraki süreçteki Cumhurbaşkanlığı seçimleri yanlış bir değerlendirme üzerinde yürüyor.

Bir başka ifade ile Cumhurbaşkanlığı seçimleri Kıbrıs sorununun hareketlilik derecesi üzerinden değerlendiriliyor ve adayların kazanma şansları Kıbrıs sorununun çözülme ihtimali oranlarına göre azalıp çoğalıyor.

Misal Mustafa Akıncı’yı seçerken Kıbrıs sorununun çözülmesi ihtimalinin yüksek olduğu imajı sandıkta para etti. Aynı şekilde Derviş Eroğlu seçilirken de Kıbrıs sorununun çözülmesi ihtimalinin yerlerde olduğu bir döneme denk geldi.

Mehmet Ali Talat’ın 2005’te seçilmesini anlatmıyorum bile.

Şimdi bakıyorum da Cumhurbaşkanı Akıncı ve bazı önde gelen taraftarları müzakerelerin her an başlayıp, beklemediğimiz bir anda da Kıbrıs sorununa çözüm bulunabileceği algısını yaratmakla meşguller.

Aynı şekilde Akıncı’nın karşısındaki güruh ise Kıbrıs sorununun federasyon temelde çözülmesinin artık mümkün olmadığını dillendirerek, Akıncı’nın şansının azaldığını, yerine Kıbrıs sorununu bu temelde çözmek istemeyen birisinin gelmesi gerektiğini ahaliye kabul ettirmeye çalışıyorlar.

Cumhurbaşkanlığı bütçesinin komitedeki görüşmesinde Kıbrıs sorunundan başka konuların ne kadar konuşulduğunu söylememe gerek yok sanırım.

Kıbrıs sorunu dışında kalan Cumhurbaşkanı’nın görevlerinin hiçe yakın bir oranda dillendirildiği ve tartışıldığını zaten Cumhurbaşkanlığı bütçesinin görüşüleceği Genel Kurul’da sizlerde aleni olarak göreceksiniz. 

Geçenlerde Cumhurbaşkanlığı makamı ile ilgili beklentilerimizi değiştirmemiz gerektiğini anlatan bir yazı yazmıştım.

Aslında ifade ettiğim buydu. Anlayana ya da anlamak isteyene tabii.

Demem o ki, Cumhurbaşkanlığı seçiminde yarışacak adayları bizim dışımızda gelişecek olan Kıbrıs müzakereleri ile ilgili konjonktüre göre değerlendirmek ne kadar doğrudur.

Güney Kıbrıs’taki muhataplarımız bir çözüm yapmayı kabul ettiğini varsaysak, KKTC Cumhurbaşkanlığı forsunun altında oturan kişinin kim olduğu ne derece önemlidir.

Ya da Avrupa Birliği Güney Kıbrıs’a ‘Yeter bu şımarıklık. AB ülkelerini zora sokuyorsun’ diye baskı yapsa, ne fark eder, kimin Cumhurbaşkanı olduğu.

Tam tersine bakalım. Bütün dünya toplansa ve Kıbrıs sorunu uluslararası oyuncuların çıkarları gereği Kıbrıs’taki statükonun devamında yana tavır gösterse, Akıncı değil Che Guevara KKTC Cumhurbaşkanı olsa ne olur?

Yani Cumhurbaşkanlığı seçimlerini Kıbrıs sorunu üzerinden okumayı bırakmamızın zamanı geldi de geçiyor.

Cumhurbaşkanlarının yapabilecekleri başka işler yürütebilecekleri başka projeler olduğunu ve hangi Cumhurbaşkanı’nın neler yapacağını bilmemiz lazım.

Akıncı’nın Temiz Toplum İnisiyatifi, Eroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası bunlara önemli örneklerdir.

Diyeceğim şudur.

Bir Cumhurbaşkanı adayı Kıbrıs sorunu üzerinden vaat verirse bilin ki yalan söylüyor. Bir insan tutamama ihtimali olan herhangi bir sözü insanların yüzüne baka baka verirse en basitinden ona yalancı demez miyiz normal hayatımızda.

Kıbrıs sorununun geleceği seçeceğimiz Cumhurbaşkanı’nın kontrolünde olmadığına göre, Kıbrıs sorunundaki gelişmeler ile ilgili söz vermesi de mümkün değildir.

O yüzden tekrar ediyorum, Kıbrıs sorunu üzerinden Cumhurbaşkanlığı seçimini okumaya çalışmak, gözleriniz ve elleriniz bağlı bir şekilde domates seçmeye benzeyecek.

Bence görev burada halka da düşüyor. Beklentiyi değiştirin derken bunu kastetmiştim. Görmediğiniz ve ellemediğiniz bir domatesten menemen bile olmayabilir.


İsim
E-Posta
Yorum Başlığı
Güvenlik Kodu
Yorum yazmak için üstteki alanı kullanabilirsiniz.