9 Ağustos 1980'de resmi bir açılış oturumu yapılmış ve bunu 16 Eylül'de yapılan bir toplantı takip etmiştir. 1980’in kışında BM Genel Sekreteri taraflara geçici bir anlaşma sunulmuştur. Bu anlaşmada Kıbrıslı Türklere yönelik ekonomik ambargoların kaldırılması, Lefkoşa Uluslararası Havalimanı'nın yeniden açılması gibi adada olumlu bir atmosferi teşvik etmek için bazı önlemler vardı. Fakat geçmiş müzakere süreçlerinde olduğu gibi, iki toplum  aralarında bir uzlaşıya varamamıştır. Uzayıp giden bu müzakere sürecinin, iki toplum arasındaki ekonomik farkı gittikçe açmasının getirdiği memnuniyetsizliğin yanı sıra, Mayıs 1983 tarihinde BM Genel Kurulu’nun almış olduğu bir karar zaten kötü olan durumun üzerine tuz, biber ekti. BM Genel Kurulu'nda alınan kararla ilgili olarak Londra'da gazetecilere bir açıklama yapan, KTFD lideri Rauf Denktaş, “son gelişmelerin ışığında, görüşmelere devam edilebileceğimi sanmıyorum” diyerek tepkisini ortaya koymuştu.

13 Mayıs 1983 tarihli ve 37/253 sayılı BM Genel Kurulu kararı önemi ve sonucu

Toplumlararası görüşmelerle soruna bir çözüm bulacağına inanmayan Kipriyanu, bir yandan Rauf Denktaş ile görüşmeyi sürdürürken, öte yandan Rum liderliğinin eski taktiğine başvurur. Konuyu 1983 yılı baharında BM Genel Kuruluna taşır.

Kıbrıs müzakereleri öncesi Genel Kurul’a sunduğu raporda BM Genel Sekreteri Perez de Cuellar, soruna çözüm bulunması için görevi çerçevesinde kişisel çabalarını arttıracağını bildirmiş, toplumlararası görüşmelere hız kazandırmaya çalışacağını ve tarafların anlaşamadıkları konularda onları, bir sentez sağlamaya teşvik edeceğini açıklamıştır.

Böylece Kıbrıs sorununu üç yıllık bir aranın ardından yeniden BM’nin gündemine alınıyordu. Yedi bağlantısız ülke bir karar tasarısı hazırlamaya girişmiş, ancak üzerinde çalışılan karar tasarısının Genel Kurul’da ele alınması Ankara’da tepkiyle karşılanmıştır.

Karar tasarısında olumsuz bulunan unsurların çıkarılması amacıyla Türk tarafı Ankara’da uyarı niteliğinde girişimlerde bulunarak, Hindistan, Yugoslavya ve Cezayir’in Dışişleri Bakanlığına çağrılan büyükelçilerine, Türk görüşleri anlatılmış ve tasarının gerçekçi ve dengeli olması gerektiği vurgulanmıştır.

Bağlantısız ülkelerin yedi üyeli temas grubu tarafından günlerce süren temas ve tartışmalardan sonra son şeklini alan ve 11 Mayıs 1983’te Genel Kurul’a resmen verilen tasarı bütünüyle Kıbrıs Rum yönetiminin görüşleri doğrultusunda kaleme alınmıştı. Karar tasarısının giriş bölümünde, Ada’nın kuvvet zoru ile işgalinin kabul edilemeyeceği, Kıbrıs’la ilgili uluslararası bir konferansın gereği, Ada’da oldu-bittilerin yaratılmasının BM ilkelerine aykırılığı, Kıbrıs’ın egemenliği, toprak bütünlüğü, bağımsızlığı ve birleşikliği savunuluyor, Kipriyanu’nun Kıbrıs’ın tamamen askerden arındırılması yolundaki çağrısı destekleniyordu.

Tasarının ana bölümünde ise; BM’nin bundan önceki kararlarının uygulanması, tüm yabancı işgal kuvvetlerinin derhal geri çekilmesi, iki toplum temsilcileri arasında anlamlı, çözüme yönelik yapıcı ve özlü görüşmelerin yapılması ve bu görüşmelerin eşitlik ilkesine saygı çerçevesinde olması vurgulanmış, iki toplum liderleri arasında 1977 ve 1979’da varılan anlaşmaların desteklenmesi, tüm Kıbrıslıların insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygı gösterilmesi, BM’nin konu ile ilgili kararlarının uygulanması konusunun Güvenlik Konseyi tarafından incelenmesi ve Genel Sekreter’in çözüm için yeni kişisel çabalarda bulunması hususlarına yer verilmiştir.

Bu sırada Londra’da bulunan KTFD Başkanı Rauf Denktaş, taslak konusunda yaptığı açıklamada; karar taslağını gördüğünü, bunların kabul edilebilecek ve toplumlararası görüşmelerle bağdaşacak yanı olmadığını beyan etmiştir.[1]

BM Genel Kurulunun 13 Mayıs 1983 tarihli ve 37/253 sayılı kararları tamamıyla Rum tezini destekleyen kararların en önemli olanlarından biridir. Bu kararda Kıbrıs Cumhuriyeti halkından bahsedilip Kıbrıs’ta tek bir halk vardır denilirken Kıbrıs Türk halkını “azınlık” olarak tanımlayıp, en eski Rum tezlerinden birini onaylamaktadır.

Bütünü ile olumsuzluklar taşıyan BM almış olduğu bu karar, bir yandan 12 Şubat 1977 ile 19 Mayıs 1979 tarihli anlaşmaları desteklerken diğer yandan da Kıbrıs Cumhuriyeti halkı deyimini ilk kez kullanarak hem söz konusu anlaşmalar ile çelişiyor, hem de Kıbrıs sorununa yeni bir boyut kazandırıyordu. BM Genel Kurulu’nun çıkartmış olduğu bu karar, Kıbrıs Türk halkını üniter Kıbrıs Cumhuriyeti içinde yaşayan sıradan bir azınlık durumuna düşürmekteydi. Bu yaklaşım, 1950 ENOSİS Plebisitinden beri tartışılan bir konuda açıkça Rum görüşünü, BM Genel Kurulu kararı haline getirmek bir yana, bir de üstünden Güvenlik Konseyi’ni de kendi tavsiye niteliğindeki kararına ortak ederek, ileriki bir zamanda, zorlayıcı önlemler alabilmenin yolunu da açmaktaydı.

Bunun üzerine Rauf Denktaş, toplumlararası görüşmeleri bu defa kendisi keser. “Kurum ve Kuruluşlar” 20 Mayıs 1983’de KTFD Başkanı Rauf Denktaş’a bağımsızlığımızı talep eden bir muhtıra verirler.  KTFD Meclisi de  17 Haziran 1983de  aldığı bir kararla  bir bildiri yayınlayarak Kıbrıs Türk halkının “kendi kaderini belirleme hakkını” ilan eder.

Sorunu bilmeyen, Kıbrıs’tan habersiz uzak ülkelerin kendi çıkarları adına güya Kıbrıs’a çözüm arama gayretleri ve BM politikaları, bir kez daha istenenin tam tersi bir sonuç vermiş ve BM Genel Kurulunun aldığı 13 Mayıs  1983 tarihli ve  37/253 sayılı  karar, KKTC’nin ilanına yol açan  en önemli etkenlerden birisi olarak  tarihe  geçmiştir.

Bu karara cevap olarak, KTFD Meclisi, Kıbrıs Türk halkının self-determinasyon  hakkının göz ardı edilemeyeceğini vurgulamış ve 15 Kasım 1983’de KKTC’yi ilan etmiştir.


İsim
E-Posta
Yorum Başlığı
Güvenlik Kodu
Yorum yazmak için üstteki alanı kullanabilirsiniz.