Serdar Denktaş ile bir söyleşi yapmak istedim geçenlerde. Demokrat Parti Genel Başkanlığı’ndan istifasının ardından yazdığım ve bayağı bir ilgi gören “Serdar Denktaş niye istifa eder” başlıklı yazımın üstüne iyi gider diye düşündüm.

Telefonlaştık, yeri sonradan belirlemek üzere buluşmak için sözleştik.

Derken akşam üzeri telefon çaldı ve Serdar Denktaş, “Nerdesin?” diye sordu. Gazetede olduğumu, toparlanıp çıkmaya hazırlandığımı ifade ettim.

“Otur oturduğun yerde ben geliyorum” dedi.

Maliye Bakanlığı’na kendini hapsettiğinden beri bir ilk olacaktı.

Ama doğru ne Maliye Bakanı’ydı ne de DP Genel Başkanı, ne de Cumhurbaşkanı adaylığını ilan etmiş bir adaydı. Birtakım özgürlükleri olması artık doğaldı.

Bu dilediğini yapma özgürlüğü içerisinde beni ziyaret etmeye karar vermesi benim için önemli oldu doğrusu.

Serdar Denktaş’ı iyi tanıdığımı iddia edebilirim. Kişisel olarak benden daha iyi tanıyanlar tabi ki var ama politik olarak iddialıyım.

1990’da siyaset sahnesine çıkmasının birkaç yıl ardından ben de mesleğe dahil oldum. Aradan geçen zaman ikimizi de olgunlaştırdı elbet. Bu minvalde “beraber büyüdük” desem hadsizlik yapmış sayılmam diye düşünürüm.

“Söyleşi yapacaktık?” dedim.

“Söyleşiriz ama yazamazsın” dedi, özel günler için sakladığım 12 yıllık Macallan’dan bir yudum alarak.

Macallan Viskiyide “Serdar Denktaş bana adaylığını açıklayacak. Haberi ile ortalığı kasıp kavuracağım. Bundan daha özel ne olabilir ki” diye düşündüğüm için çıkarmıştım, ama hesaplar tutmadı.

Denktaş biraz daha bekleyecekti.

Serdar Denktaş, ülkenin en tecrübeli siyasetçileri listesinin ilk 3’üne rahat girer. Belki de birinci gelir ancak ihtiyat gereği ilk üç diyorum.

Cesur çıkışları, kriz anında fedakarlıktan kaçınmaması ve partisini eritmek pahasına partizanca davranmaması öne çıkan özellikleri bana göre.

Karşımda parti başkanlığı sorumluluğunun getirdiği prangalarından kurtulmuş ve ciddi bir karar verme arifesinde bir Serdar Denktaş oturuyordu.

“Kazanacağımdan emin olduğum bir seçime girerim ancak” dedi üstüne basa basa.

Buradan da hesabını kitabını çok iyi yaparak adaylığını ilan edeceğini anlıyorum.

Bir başa ifadeyle, kazanmayacağını düşünürse, Serdar Denktaş’ın adını 2020 seçim listesinde görmeyeceğiz. Ancak kazanacağına inanırsa o zaman iddialı bir aday olacak demektir. “Parti Başkanı aday olur” ya da “DP bir aday göstermesi lazım”  kalıpları da artık Serdar Denktaş’ın karar vermesi noktasında bir etken olmaktan çıktığına göre, adaylığını açıklayıp açıklaması bu hesapların ürünü olacak diye düşünüyorum.

Ben daha önce de Serdar Denktaş’ın bu yarışta ihmal edilmemesi gereken bir oyuncu olduğunu söyleyip yazmıştım. Hatta başka potansiyel adaylarla yaptığım sohbetlerde, “Serdar Denktaş’ı hesaplarınızın içine dahil edin. Sonra üzülürsünüz” demişliğim de vardır.

Denktaş soyadının hala bu ülkede alıcısının var olduğunu benim gibi herkes biliyor. Çok büyük olmasa da bir Demokrat Parti tabanı da mevcut. Dörtlü hükümet zamanında sol kesimlerle kurulan güzel ilişkiler ona oy olarak gelmezse bile saldırılardan onu koruyacak gibi görünüyor. Bir de tabi ki ülke seçmeninin yüzde 40’ına tekabül eden Ulusal Birlik Partisi’ndeki aday bağlamındaki kararsızlık onun şimdilik büyük avantaj. UBP seçmeni gönlüne göre bir adaya yönlendirilmezse kendi kararını kendi verir. Bu süre içerisinde Özersay’a içi ısınmaz, Cumhurbaşkanlığı makamını ezeli rakip CTP’ye kaptırıp büyümesine yol açmak istemezse, Serdar Denktaş uygun bir alternatif olarak orada durabilir bence.

Haliyle seçimde, ağırlıklı olarak Kıbrıs sorunu konuşulacak. Burada Denktaş’ın yeni ve kamuoyunda kabul görürken, Türk Dışişleri ile birlikte yürütülecek fikirlerle ortaya çıkması halinde, şansı büyük bence.

Serdar Denktaş ile hiçbir şeyi yazmamak kaydıyla “Off The Record” yaptığım sohbetten çıkan bu yazıda sadece “Kazanacağımdan emin olacağım seçime girerim ancak” sözünü kullandım. O da Macallan’ın karşılığı olsun...


İsim
E-Posta
Yorum Başlığı
Güvenlik Kodu
Yorum yazmak için üstteki alanı kullanabilirsiniz.