Aslında yazarımız Fulya Mısırlıgil iki haftadır bu şehrin gerçeklerini adeta haykırıyor ve “Kral çıplak” diyor.. Diyor da, bu şehri yönetenler ne diyor önemli olan bu.. Görünen o ki, onlar her zaman oduğu gibi hiçbir şey demiyor.. Biliyorsunuz yıllardır dile getiririm.. En son 21 Temmuz’da yazdığım “VATANDAŞI ANLAMIYORLAR” başlıklı köşemde daha farklı bir yerden bakmıştım Gaziantep’e.. Kenti yönetenler ile kentte yaşayanların düşünceleri.. Vatandaşın dilinden anlamayan kent yöneticileri.. Vatandaş diye muhatap aldıklarının ise her şeyi toz pembe gösterme illüzyonunu sahici sanmaları..

ÖNCE BİZLER GİBİ DÜŞÜNENLER

İşin özü; SİYAH ve BEYAZ gibi sadece iki renkli bir kent haline getirilmiş durumdayız.. Başlıkta olduğu gibi ‘Gülen Gaziantep ile Ağlayan Gaziantep..’ Bunları yazıyoruz diye sakın kırılmasın, kırılan ve gönül koyanlar.. Söylüyoruz diye alınmasın, alınan ve öfkelenenler.. Çünkü siyasete girmeden önce, bürokrasiye adım atmazdan, kenti yönetmezden önce zaten bizler gibi düşünüyorlardı.. O zamanlar  ne söylüyor, ne yazıyorsak hak veriliyor takdir ediliyorduk.. Şimdi tam tersine döndü.. Oysa biz aynıyız ama onlar değişti.. Biz yine vatandaş saflarındayız ama onlar vatandaşı anlamayanlar sınıfına geçti..

GASTRONOMİ FESTİVALİNE KENDİ FESTİVALİ GİBİ SARILAMAYANLAR KENTİ

Yok sayamazsınız.. Bir gerçeği var 2019 yılının Gaziantepi'nin.. Halkın önemli kesiminin mutlu olmadığı, kendini güvende hissetmediği  bir Gaziantep var artık.. Bu halk öyle bir halk ki, kenti yönetenlerin yaptıkları icraatlardan, projelerden, hizmetlerden nasiplenemeyen, yararlanamayan kesim.. Ama onlar yararlananları ve nasiplenenleri görecek kadar da aydın bir kesim.. Kırgın, küskün ve öfkeli.. Örneğin daha yeni olduğu için adına GastroAntep denilen Gastronomi Festivali bile onlar için önem arzetmiyor.Çünkü Gastronomi kenti olduk olalı, bir nohut dürümünün, bir ciğer kebabını 3-4 misli fiyatla yemeye başladı bu kent halkı. Lokantalara, restorantlara, sadece ekonomisi iyi olanlar gider oldu.. Zaten Suriyeliler ile ev kiraları asgari ücretle eşit orana geldi bu kentte.. Birde yiyecek ve içecek sektörü tavan yapınca o kentte yaşayanların büyük bölümünün mutlu olmasını nasıl beklersiniz..

DOKTOR DAYAK YİYOR GÜVENLİKÇİ YOK

Sakın basite indirgenmesin bu söylediklerim.. Şehri yönetenler ile şehirde yaşayanlar ayrı dünyalarda gezinince, ortaya  çarpık bir görüntü çıkıyor. Sağlıkta zaten sık sık yazıyoruz sorun üstüne sorun.. Bakın adam acile geliyor orayı darmadağın ediyor. Ne acı tesadüf ki, orada yıllar önce bir doktorumuz şehit oldu. Onun için de hastanenin adı Ersin Arslan kondu.. Ne değişti ? Hiçbir şey.. Güvenlik koyuyorsunuz, güvenlikçiler ortada yok. Hepsi değil ama.. Ama çoğunun yetersiz kaldığı gerçeğini bilenlerdenim.. Bir diğer hastanede bu sefer dayağı güvenlikçi yiyor.. Durum öyle bir hale gelmiş ki, bazıları için doktor, polis, güvenlikçi hiç önemli değil. Saldıracak, vuracak, yaralayacak, hatta öldürecek kadar ileri gidebiliyor.. Psikiyatri hastası olsun olmasın, adam yapıyor ediyor, suçunu işliyor, sonra siyasiler devreye giriyor ve her şey sulh oluyor.. Dayak yiyen yedikleriyle, yaralanan yaralandığıyla, ölen de öldüğüyle kalıyor..

HER VATANDAŞIN BAŞINA POLİS Mİ DİKELİM KOLAYCILIĞI

Gürültü ve silah için bu şehir halkı yönetenlere anlatamıyor bir türlü çektikleri sıkıntıyı.. Günün 24 saatinde çeşitli zaman dilimlerinde bağ bahçe, kenar semtler, kent merkezi nerede olursa olsun bu olaylar yaşanıyor.. Bu kentte Cuma ve cumartesi geceleri korna özgürlüğü, silah ve havai fişek özgürlüğü yaşanıyor.. Yazdıklarımdan bıkan okuyucular olabilir.. Bıkmayın arkadaşlar, bu işler düzelene kadar hep aynı şeyler olsa da yazacağız.. Birde sayın yetkililerin ağzından “ne yapalım efendim, herkesin başına polis mi dikelim, her evin önüne polis mi görevlendireyim” sözleri çıkınca inanın şaşırıp kalıyorum.. O zaman “şu okullar olmasa, maarifi ne güzel idare ederim”sözüye aynı anlama gelmiyor mu söyledikleriniz.. Bu bir sistem işidir, pratik uygulamalar işidir.. Yaşayanlar değil de masa başında kararlar alındığı sürece, bunların düzelmeyeceğini çok net bilenlerdeniz zaten..

MEDYA'NIN 4 GÜÇ OLMASINDAN EN ZAYIF HALKAYA DÜŞME HADİSESİ

Bir şey daha var söyleyeceklerim arasında.. Sayın Vali Davut Gül, basın sektörünü Gaziantep’in en zayıf halkası olarak ilan ederek, kent tarihine geçti. Böylece bir zamanların 4’ncü kuvveti olan medyanın, Gaziantep Valisine göre hiçbir kıymeti harbiyesi kalmamış oldu. Geçen hafta yazdım, acaba bir iki satır bir şeyler söyler mi diye, Sayın Vali susmayı tercih etti..Tıpkı sağlık müdürlüğünün tekzibinde sessiz kaldığı gibi.. Saygı duyarım elbette.. Doğrusu son gelişme üzerine Cemiyetler ve derneklerden, acaba sopacı, dizayncı basın iddialarına  bir ses verirler mi diye bekledim, onlardan da ses çıkmadı.. Birkaç meslektaşımız eleştirdi sadece o kadar.. Oysa herkes çok iyi bilmeli ki, medya ne olursa olsun bu kadar küçük görülemez.. Ama son yıllarda öyle bir Gaziantep medyası peydah oldu ki, gazetecilik ve televizyonculuk ötesi, sadece ranta ve çıkara dayalı bir sektör yaratıldı. Düşünün ana muhalefet partisi bir basın toplantısı düzenliyor, çok önemli açıklamalar yapıyor, ama kimse yazmıyor.. Bu arkadaşlar, aşağıda yazacaklarımı özellikle okumalı ve yapmaları gerekenin bunlar olduğunu bilmeleri gerekir:

“Medya neden dördüncü güçtür?

Yasama, yürütme, yargıdan sonra medyanın dördüncü güç olarak görülmesinin sebebi, devletin bu 3 organının kamu adına denetlemesinden kaynaklanmaktadır. Medya devletin organlarında yapılan faaliyetleri halk adına denetleyerek aynı zamanda halka enformasyon verir. Halk da bu enformasyon sayesinde kendi geleceği hakkında bilgi sahibi olurken, devletin faaliyetlerini bir nevi denetlemiş olur.”

MEDYAYI DÜZELTMEK İÇİN VALİ BEYE BAŞVURMANIN ÇARESİZLİĞİ

Gelelim final bölümüne.. Şimdiki Gaziantep basınının büyük bir bölümü bunların bilincinde midir.. Hemen söyleyeyim, değildir.. Öyle olsaydı Vali beye basını düzeltmek için başvurulmazdı.. Kaldı ki basının düzeltilmesini sağlamak Vali’nin görevi değil ki..  Dahası Sayın Vali,Gaziantep'in sorunlarıyla uğraşma yönünde zaten zorlanıyor.. Bir Sof Dağı vakasına bile gerçek anlamıyla el atamıyor.. Gaziantep'in nefes borusunun kapanmaması için doğru bilgilendirme yapacak uzmanlarla görüşemiyor, belki de, neler yapılması gerektiğini araştıracak zaman bulamıyor.. Ama bu yoğunluk arasında medya ile uğraşmak zorunda bırakılması ne kadar doğrudur.. Bir Vali, medyanın parçalanmasına, gazetecilik yapmayı unutmasına, gücünü kentin sorunlarının çözümün ve halkın sorunlarının yansımasına harcamayışına ne yapabilir ki..Zaten söyleyeceğini söyledi sergi açılışında..Cemiyetlerin ve derneklerin daha başka formüller bulması, sonrada kaliteyi yakalama adına radikal kararların alındığı raporunu hazırlayıp, çözüm odaklı  vilayetin, belediyelerin, odalar ve derneklerin dikkatine sunma dururken, doğrudan böyle bir yola başvurulması ne kadar doğrudur..

 Görünen o ki, yanlış yapılmaya devam edilmiştir.. Vilayete çağrılan veya randevu isteğine cevap verilen cemiyet başkanıyla buluşmayı sosyal medyada paylaşıp Sayın Vali, “Başkanımızla Gaziantep basınını daha ileriye nasıl taşıyacağımızı konuştuk, gayretleri için teşekkür ederim...”demiştir.. Cemiyet başkanı da “İnşallah Sayın Valim sizin öncülüğünüzde şahsım ve Cemiyetimiz olarak her türlü desteğe ve yardıma hazırız. Gazi şehrim sektörümüzde de marka olmayı hakediyor.”diye konuşmuştur.. Bizler bu gelişmeyi sözün bittiği yer olarak değerlendiriyor ve bu şehirde medyanın asla düzelmeyeceğini, üzülerek belirtmek istiyorum.


İsim
E-Posta
Yorum Başlığı
Güvenlik Kodu
Yorum yazmak için üstteki alanı kullanabilirsiniz.