Kuzey Kıbrıs’ta 'yaşadıktan sonra el yordamıyla tedbir' felsefesi hakim olduğu sürece, kalıcı hasarların önüne geçemeyiz.

Ülke olarak başımıza gelmeden, yaşamadan, tedbir alma refleksimiz maalesef noksan.

Yüzyıllardır çeşitli virüs ve hastalıkların büyük bir çoğunluğunun Asya ve Afrika ülkelerinden geldiği, 1800’lü yıllardan beridir coğrafyanın virüs ve salgın hastalık yol haritası üzerinde olduğu tarihçiler tarafından yazılmakta.

Kıbrıs Postası köşe yazarı Doç. Dr. Nazım Beratlı'nın, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi'nde yayınlanan, Ekim 2017 tarihli makalesine dikkat etmek lazım. Beratlı şöyle yazmış;

"Salgın hastalıkların Venedikliler döneminde geniş oranda ıslah edilmesine karşın, kurutulamayan bataklıklar dolayısıyla malarianın adada büyük kırımlara neden olması yetmezmiş gibi, Afrika’dan gelen cüzam ve Asya’dan gelen veba ile kolera da ada nüfusunun önemli bir kısmının yok olmasına neden olan kırımlara sebep olmuşlardır.

Öte yandan, Kıbrıs’ın kutsal topraklara olan yakınlığı ve Kudüs yolu üzerinde olması nedeniyle, hacca giden Hristiyan hacıların da bir uğrak yeri olması, adanın, Asya ve Afrika’da ortaya çıkan pek çok salgının, Avrupa’ya ulaşmasında da önemli bir rol oynamıştır."

Hafızalarımızı zorladığımızda tam 3 yıl önce adanın güneyinde Batı Nil Virüsü'nün (West Nile) tespit edildiği medyada yer almıştı.

1 Eylül 2016 tarihinde Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Simerini gazetesinin bir haberinde Kıbrıs Cumhuriyeti’nde ilk kez Batı Nil Virüsü vakası saptandığı yer almıştı.

Gazetenin “Batı Nil Virüsü Vakası Kıbrıs’ta” başlığıyla verdiği haberinde, Kıbrıs’ta ilk kez bu virüsün saptandığı, Yunanistan’a seyahat eden Kıbrıslı Rum bir vatandaşta söz konusu virüse rastlandığı ve devletin ilgili birimlerinin, alarm halinde bulunduğu belirtilmişti.

Bu haberi okuduğumuzda; her ne kadar Batı Nil Virüsü'nü ve bu virüsün sivrisinekle bulaştığını ilk kez duyuyor olsak da adaya özel, kuzey-güney sınırının bu sivrisineği durduramayacağını da anlayabiliyorduk.

Yukarıda belirttiğim, 1 Eylül 2016 tarihli Simerini gazetesinin haberi ile adanın güneyinde başlayan Batı Nil Virüsü uyarılarının ardı arkası kesilmedi;

Kıbrıs Haber Ajansı'nda 11 Ağustos 2018 tarihinde yayınlanan bir haberde, Kıbrıs’ın olası Batı Nil Virüsü'nden etkilenmesi konusu üzerine sorulan soruya bir yetkili “virüs sivrisinekten insana taşınmaktadır ve Kıbrıs’ın turizm adası olması ve birçok uçak ve geminin adaya gelmesinden dolayı Batı Nil Virüsü'nün adaya gelmesi mümkündür” der.

11 Ağustos 2018 tarihinde Yunan Radyosu'na konuşan Sağlık Bakanı Andreas Xanthos, "Kontrolsüzce yayılan Batı Nil Virüsü'ne karşı yapacağımız belli bir şey yok fakat Sağlık Bakanlığı alarmda" açıklaması yapar.

Ağustos 2018 tarihinde uzmanlar, Yunanistan'da yaz başından itibaren Batı Nil virüsü salgınında 11 kişinin hayatını kaybettiği, virüsün bulaştığı insan sayısının da 107'ye çıktığını belirtir.

Geriye dönüp baktığımızda alınan tedbirin bir hiç olduğunu görünce, 'yaşadıktan sonra el yordamıyla tedbir' felsefesinden ısrarla vazgeçmeyen ve insan hayatına önem veriyor rolü yapan yöneticilerin, 3 yılda hiçbir tedbir almadığı gibi geçen hafta yaşanan ölüm olayı ile ilgili de Batı Nil Virüsü'nü ilk kez duyuyormuş gibi davranmalarına akıl ermiyor.

Yorumsuz:

Sağlık Bakanlığı 27 Temmuz 2019 Cumartesi günü yaptığı açıklamada, ülkede 3 hastada Batı Nil Virüsü vakası görüldüğünü ve Hilmi Bolel adlı hastanın yaşamını yitirdiğini, 7 kişinin de tedavisinin sürdüğünü açıkladı.


İsim
E-Posta
Yorum Başlığı
Güvenlik Kodu
Yorum yazmak için üstteki alanı kullanabilirsiniz.