Suriye rejiminin Paris Dakar-Rallisine Murat 124 ile katılma girişimi benzeri, 1966 model hava savunma sistemleri kendini dünyanın en sofistike savaş uçaklarına sahip İsrail’e karşı savunmaya çalışması sonucunda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin payına bir S-200 füzesi düştü.

Atıldığı bataryanın muhtemel konumu ve düştüğü nokta itibarıyla Google Earth yardımıyla yaptığım ölçümde, bu çaktım almaz füze 300 kilometre uçmuş ve Taşkent ovalarına düşmüş.

İşin korkutucu tarafı şu: Aynı ölçümü yaparak ve fıtlama açısının onda bir derece daha güneye ya da kuzeye yönlenmesi durumunda ya Lefkoşa’nın ortasına ya da Çatalköy’e düşmesi işten bile değildi. Korkutucu!

Serdar Denktaş’ın ülkemizin ne kadar savunmasız olduğu ile ilgili açıklamasının satırbaşları önemli iken, adanın askersizleştirilmesi ve silahlardan arınması gerektiği ile ilgili söylemlerin de yeniden gözden geçirilmesi gerektiği gerçeği de dün sabahın ilk saatlerinde yüzümüze vurmuş bulunuyor.

Bir televizyon programında muhatabım bir gazeteciye tehdidin sadece Rumlardan olmadığını ifade etmeye çalışmış ancak, söz konusu programın sıcağında beni militarizm aşığı birisi gibi göstermeye çalışmıştı.

Ne öğrendik peki dün yaşanan ve “verilmiş sadakamız varmış da kimseye bir şey olmadı” dediğimiz olayla ilgili olarak?

Demek ki her ülke, tanınsın ya da tanımasın, içinde insanlar yaşıyorsa, durumunda politik bir çözümsüzlük hakimiyeti söz konusu ise dahi savunmaya ihtiyacı vardır.

“Biz Rumlarla kardeşiz. Onlar bize saldırmaz. Bakın biz ne güzel yiyip içiyoruz” söylemleri haklı bile olsa, tehdidin Rumlardan olmadığına yürekten inananlar bile artık tehditlerin çok yönlü olduğunu kavramışlardır diye ümit ediyorum.

Şimdi bu yazıda bir öneri yapmak ve hükümetin şunu yapması, bunu yapması gerektiği ile ilgili bir şey söylemek lazım. Ama bu noktada söyleyecek bir şey yok.

Yandan çarklı bir S-200 füzesini ancak düştükten sonra görebilen bir savunma düzeneğimizin olduğu bir ortamda, söyleyecek ne olabilir ki.

Allah’tan Erdoğan diretti, Trump makulü gördü ve S-400’ler Türkiye’ye konuşlanacak. Öyle olursa en azından bu taraflara doğru yola çıkan başıboş bir füze olursa, hava savunma sistemleri onu görür ve buralara yaklaşmadan havada imha eder.

Bundan bir hafta önce “S-400’ler Kıbrıs’a konuşlanacak” diye bir laf dolaşıyordu. Hiç kimse ciddiye almamış, hatta düşüncesi bile bazı sosyal medya canavarlarını rahatsız etmişti.  Ne yalan söyleyeyim, bu fikrin benim de hoşuma gittiği söylenemez.

Ama Taşkent’e düşen füze sonrasında Kıbrıs’a konuşlanmasın ama Kıbrıs’ı da koruyacak bir yere dikilmelerini isterim doğrusu.

“Kıbrıs’ta çözümün artık kaçınılmaz olduğunun bir kere daha görülmesi açısından bu olay önemlidir” şeklinde defalarca tekrarlanan lafları da okuyor ve görüyorum saatlerdir.

Güleceğim, ülkeye füze düştü diye gülemiyorum da.

Allah aşkına, Kıbrıs’ta çözüm bulunsa, Özgür Suriye Ordusu çekilip, Esad Rejimi’ne; “Ben ettim sen etme. Bak Kıbrıs sorunu da çözüldü. Gelin biz de bu sevdadan vazgeçelim” mi diyecek?

Yoksa, İsrail, Golan tepelerindeki hak iddiasından geri adım atıp, Batı Şeria’daki yaptıklarından vaz mı geçecek? Kıbrıs sorunu çözülünce Hamas kendi kendini feshedip, üyeleri Avrupalı Çevrecilere mi katılacak?

Kıbrıs’ta çözüm olsun. Hem de yarın olsun bana kalırsa. Ancak bu Ortadoğu’daki gerginlikten ve Doğu Akdeniz’deki çok uluslu çeteleşmeden tamamen bağımsız bir konu olduğunu artık idrak etmeliyiz bence.


İsim
E-Posta
Yorum Başlığı
Güvenlik Kodu
Yorum yazmak için üstteki alanı kullanabilirsiniz.