İnanmayanlar olabilir ancak bu Kıbrıs konusuyla ilgili olarak düşünemeyeceğiniz kadar optimist ve sabırlı bir adamım.

Annan Planı’nda çok umutluydum. “Evet” dedim denmesini de karınca kararınca teşvik etmeye çalıştım.

Annan Planı infilak edince, “Bari kazanımlarımızı kullanalım” diye ortaya çıktım.

Gambari Süreci ile o da infilak etti.

Gambari sürecine bel bağlamaya çalıştım.

İbrahim Gambari’yi, geleneksel Nijerya kıyafeti ile gördüm bir kez. Ondan sonra Gambari süreci de Annan Planı kazanımlarımızı da havaya uçuracak şekilde infilak etti.

Papadopulous gitti yerine Hristofyas yoldaş geldi.

“İki yoldaş bu işi çözer” deyip yeniden umutlandım. Hem de AKEL’in Kıbrıs Barış’ına 2004’te attığı kazığı beynimin “unutulması gerekenler” bölümüne göndererek.

Sonra Talat’a bir kazık daha atarak, birlikte açıklama teklifini reddetti. Orada da umutlarım Talat’ınkilerle birlikte infilak etti.

Daha sonra Derviş Eroğlu Cumhurbaşkanı oldu.

Doğrusunu söylemek gerekirse, ondan pek umutlu değildim. Ama yine de optimist bir tavırla GreenTree zirveleri için New York’un yolunu Eroğlu’nun peşi sıra tuttum.

“End Game” olacaktı güya. Yine umutlandık. O da infilak etti haliyle. Yanımıza Long Island’da saatlerce kar altında beklemenin getirdiği grip kaldı.

Sonra Annan Planı’na “Evet” diyen Anastasiadis geldi. Klerides ekolünden gelen siyasetçi bir umut olabilir miydi?

Olmalıydı. Dedik ya. Optimizmin sınırı yoktu bizde o günlerde.

Anastasiadis bazı şartlar ortaya koydu.

Araya Amerikalılar, İngilizler ve Türkiye girdi. Hatta her üç ülkenin büyükelçileri, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi’nin rezidansında buluştu.

“Bir şeyler oluyor” dedik, yeniden umutlandık.

Eroğlu’nun 11 Şubat belgesine imza atması umutları daha da körükledi.

Anastasiadis, gözlüklerini masaya fırlatınca bu süreç de infilak etti.

Sonra seçim oldu. Mont Pelerin’de Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Barış Burcu’nun ifadesiyle, “Bu ülkenin yetiştirdiği en büyük Barış Savaşçısı” Mustafa Akıncı Cumhurbaşkanı seçildi.

Hoop yeniden umutlandık.

“2016’nın sonuna kadar bu iş olursa olur. Olmazsa bizden sonrakiler artık başka şeyler görüşecek” dedi. Umutlarımıza benzin döküp daha da harlanmalarına neden oldu.

Umutluyuz ya, New York, Mont Pelerin 1, Mont Pelerin II, Cenevre, Crans Montana yollarını tuttuk.

50 Euro ödeyerek, onlara göre Risotto, bana göre yemek yapmasını bilmeyen yeni gelin pilavı, yemek zorunda kaldık.

Crans Montana’da her şey süperdi. Türk Dışişleri, “Garantiler dahil her şeyi konuşalım” dedi. O konuda bile çözüm adına esneklik gösteriyordu. Türkiye, “Hadi yüreğiniz söylüyorsa gelin” dedikçe, Anastasiadis ve teşkilatı, köşe bucak kaçtı, daha önce kabul ettiklerini de reddetmeye başladı.

O umutlar da infilak etti mi.

Bir tarafımıza baka baka Lefkoşa’ya geri döndük.

Bu arada ENOİSİS Yasası falan umutlarımızı köreltmeye yetmedi.

Sonra yine Güven yaratıcı önlemler dendi. Yine umutlandık.

Umudumuzun bir başka karakteri daha vardı. Jane Holl Lute.

“Amerikalılar işe dahil olmuş. Sorun zaten uluslararası sorun değil miydi. Dünya Polisi devrede. Çözer elbet”

Gelip gitti. Ankara’ya gitti, Atina’ya uğradı. Bir çerçeve hazırlayacak ve yeniden masa kurulacaktı. Umutluyduk yine.

Dün, Lute Pazar Pazar, festival mesaisi arasında iki liderle görüştü.

Ne çıktı ortaya?

Söylememe gerek var mı bilmiyorum.

Ama yine de söyleyeyim.

İnfilak.


İsim
E-Posta
Yorum Başlığı
Güvenlik Kodu
Yorum yazmak için üstteki alanı kullanabilirsiniz.