Siyasette bir şeyi öngörürken, bütün şartları da masaya koyup, kendi istediğin "olursa ne olur, olmazsa nolur?" sorularının cevaplarını arar, yolunu öyle çizersin... Romantikler, "olmazsa ne olur?" u hiç sormazlar... Uçuklar da sadece istediklerine uygun şartları masaya koyup, inatla bağırınca, istedikleri olur sanırlar...

Son zamanlarda, Kıbrıs Sorunu'nda yeni bir faktör var masada gözden uzak tutulmaması icap eden... En yeni ama en önemli faktör de budur: Gaz... Bu gaz çıkacak! Bizim de keyfimizde değil, Rumlar'ın da...

Helen milliyetçisi gözüyle, "hepsini biz yeyelim" istenen olabilir! Ama ya o olmazsa nasıl olur? O gözle "istenmeyen seçenek", Türkiye'nin kafalarına vurup, olayı tam temize havale etmesidir. 1800 km kıyısı var ve kimse de ona "çekil ora" diyemez...

Bu yeni faktörün "istenmeyen olasılık" seçeneğidir, ve onlara yeni bir açılım dayatıyor... Rum Görüşme Heyeti üyesi, Polis Poliviu, Kıbrıs Sorunu-Başka Bir Yaklaşım başlıklı raporunda, bunu açıkça yazmıştır! Bulun, okuyun, tavsiye ederim…

Papadopulos zamanının şartları değil şimdi söz konusu olan! 2004’ten bu yana 14 yıl geçti… Hristofyas yoldaş, sorunu denizlere de taşıdı… Şartlar değişti, satesinde!

Poliviu diyor ki “Şimdiye kadar güttüğümüz, ya istediğimiz olsun veya olduğu gibi kalsın” taktiğine devam edemeyiz. … Kıbrıs sorununun, ilerleme olmadan ve vatanımızın bütünlüğü sağlanmadan, olduğu şekilde kalması ve yaşayabilir olmayacak, yeni yaralar ve travmalar açacak, büyük bir ihtimalle Kıbrıs Helenizm’inin sonu olacak bir çözümde ilerlemek ya da kendimizi aşıp geçmişin “kutsal ineklerine” ve dogmatik görüşlerine zıt olacak yeni müzakere metot ve taktiklerini benimsemek… (zorundayız)!”

Bu güne kadar anlaşma olamamasının nedenini de dile getirirken Poliviu, zaten hiçbir zaman federasyonu kabullenmediklerini; çünkü federasyonun “eşitlik” demek olduğunu ve 1960 deneyi ile o şartlarda, Kıbrıs Türk tarafının devleti kilitleyebileceğini ve ellerindekinden de olacaklarını düşündüklerini yazıyor!

Durumun olduğu gibi kalmasının ise Doğu Akdeniz’deki enerji yatakları nedeniyle büyük tehlikeler taşıdığını, (nitekim yazdığının mürekkebi kurumadan haklı çıktı!) Türkiye ile yeni bir çatışmada, kimsenin kendilerine yardım edeceğini sanmamaları gerektiğini, Türkiye’nin bölgenin en güçlü devleti olduğuna, öyle de kalacağına dikkat çekiyor.

Kıbrıslı Türkler üniter bir devlete katılmayacağına, kendileri de federasyon istemediklerine, böyle kalmak da daha büyük tehlikeler doğuracağına göre, “ Gelin kafayı değişelim adına Gevşek Federasyon ya da Konfederasyon diyelim ama özü itibarıyla, onlar bize 100 bin göçmeni yerleştireceğimiz biraz toprak versin, biz de onları tanıyalım” demeye getiriyor.

İsimlere takmayalım! İsviçre’nin adı konfederasyondur ama kurucularının adı kantondur! ABD bir federasyondur ama kurucularının adları, devlet’tir. Mesele, kurucu ortaklara devredilmesi öngörülen yetkilerden ibarettir. “Türkiye’nin kuzeyi garantisi, varsın devam etsin”, “ bir miktar asker de kalsın”, “yerleşikler de” demek,(ki öyle deniyor) kuzeydeki öngörülen kurucu ortağa, başka bir devletle kendince güvenlik işbirliği yapmak yetkisini vermektir! Ve bu devlet demektir… Federasyonda öyle bir yetki, yoktur… Polis Poliviu, bu raporu 16 Ağustos 2018 tarihinde yazmış…

14 Ekim 2018 günü Politis gazetesinde yayınlanan makalesinde, DionisisDionisiou da ayni konuyu ele alarak, Anastasiadis’in bu görüşleri Ocak ayından beri sayısız insanla tartıştığını, kendi gazetelerinden en az on yazarın bunları Anastasiadis’ten işittiklerini belirtiyor.

Yazar, Anastasiadis’in Crans Montana’da bu görüşünü, TC Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile de görüştüğünü iddia ederek diyor ki:

“… Kıbrıslı Türk bir kaynağa göre, Sayın Anastasiadis 16 Nisan 2017 tarihinde Enosis Plabisitine dair yasanın oylanmasının ardından ortaya çıkan kriz sonrasında nasıl ilerleyeceklerini görüşmek için bir araya geldiği Mustafa Akıncı’ya  iki devlet çözümü fikrini sundu. Akıncı’ya Kıbrıs Türk devletinin de AB’ye girmesi hususunda yardımcı olacağı taahhüdünde bulundu. Bu fikir Akıncı’ya ilk başta cazip geldi ve Akıncı öneriyi olumlu karşıladı.” Ancak, Sayın Akıncı, “AB’li diplomatlarla” görüşünce, onlar beğenmediği için, bu görüşünü değiştirip, Birleşik Kıbrıs iddiasına ısrar etmeye devam etmiş!  

AB memurları beğenmemişler, çünkü böyle bir örnek, Katalanya ve İskoçya’ya cesaret verirmiş!

Türkiye’nin olumsuz bir yaklaşımı, not edilmiyor… Konuşulanlar, son 100 yıldır Türk tezlerine en yakın Rum önerisidir.

Esra Aygın’ın Yeni Düzen’deki haberi ile de Kıbrıs Türk halkı işitti “yani yaklaşım”ı... Ve konu, bizde de tartışılmaya başlandı… Yalnız Rumlar değil bütün dünyadan nefret eden bazılarımızın, kategorik olarak her türlü anlaşmaya karşı olmak tavrı ile bin tane kulp bulup, kükremelerine hiç şaşırmadım. Onlar düşüncelerinin gereğini yapıyorlar!

Asıl şaşırdığım “Kıbrıs’ta barış engellenemez”cilerimiz! Polliviu, raporunda “Kıbrıs Sorunu’nu çözebilmek için müdahil taraflar olan, Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türkler ve Türkiye’nin memnun edilmesi gerekir” diyor… Şimdi bu memnun edilecek taraflar listesine AB’yi de mi eklediniz?

Ne haddine yahu Avrupa Birliği’nin beğenmek ya da beğenmemek!

Hani da “Kıbrıslılar anlaşsın bizim kabulümüzdür” idi?

“Türkiye engellemesin” diye bağırıp duran, bu herifler değil miydi? Şimdi kendilerinin engelledikleri ortaya çıkıyor!

Yarın Venezuella, Panama ve Laos’un da itirazları olursa, tamamık! Kimin adına konuştuğumuzun farkında olmalıyız… Önce onu belirleyelim, sonra önerileri de tartışırız!

Kimin çıkarlarını savunuyoruz? Bilelim…


İsim
E-Posta
Yorum Başlığı
Güvenlik Kodu
Yorum yazmak için üstteki alanı kullanabilirsiniz.