Ecevit başbakan iken kendi çevresinden sızan bir belgeyi bir gazetenin haber yapıp onu zor durumda bırakması karşısında, “Haberi yapan gazeteye değil, içimizden bu belge ve bilgileri sızdıranlara kızıyorum” anlamına gelen bir açıklama yapmıştı.
 
Eski bir gazeteci olan rahmetli Ecevit’in de böyle davranması gazetecilik camiasında alkışa neden olmuş, hatta dönemin önemli köşe yazarlarına da konu olmuştu.
 
Bugünlerde bizde de bir sızıntı skandalı var ama sızan ya da sızdırılan bilgiler, konunun bu boyutunu gölgede bıraktı.
 
Türkiye Dışişleri Bakanı’nın da hazır bulunduğu ve KKTC’deki siyasi parti başkanlarının da katıldığı Cumhurbaşkanlığı’ndaki toplantıda konuşulanlar, bir şekilde medyaya sızdı.
 
Sızma diyoruz ama bunlar su borusu değil ki bir delikten aksın, sızma aslında servis etme gibi görünüyor benim baktığım yerden.
 
Haberi yapan arkadaşlarım, tabii ki yapacak. Herkesin okumak istediği ve toplantıdan sonra açıklama yapılmayınca daha da gizemli hale gelip merak uyandıran Saray’daki zirvenin içeriği önemli bir haberdi.
 
Ancak Cumhurbaşkanlığı’ndaki toplantıya katılanların, bu toplantıda konuşulanların medyaya ve dışarıya aktarılmaması konusundaki hassasiyetini belirtilmiş olduğunu da biliyoruz bir yandan.
 
Alışılmışın dışında bir basın toplantısı yapılmama kararı alınması zaten bunu işaret ediyordu. Cumhurbaşkanı ile köprüleri atıp, davetlere katılmayacağını söyleyen UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün’ün u dönüşü yaparak bu toplantıya katılacak ortamı sağladığı açıklama, bu toplantının önemine bir başka işaret olarak günler öncesinden gözümüze sokulmuştu.
 
Ancak gizli olan bu toplantıda konuşulanların, saatler sonrasında medyaya yansıması bir sızıntı skandalı olarak karşımızda duruyor. 
 
Ortaya çıkan durumda toplantıda konuşulanların bilerek ve isteyerek kamuoyu yaratmak için yayıldığı net bir şekilde de anlaşılıyor.
 
Konuya dikkatli bakıldığına, haberin kaynağını arayanların kafasını karıştırmak ve hedef şaşırtmak için birtakım girişimlerin yapıldığını görmek de mümkün. Ama yemiyoruz tabii.
 
Bu toplantı sonrasında bir ya da birkaç kahraman yaratılma çabası neredeyse elle tutulacak kadar ortadadır bana göre.
 
Bu yazıyı kaleme aldığım ana kadar Cumhurbaşkanlığı’ndan “yazılanlar doğru” ya da “yazılanlar doğru değil” şeklinde bir açıklama gelmemesi, sukutun ikrardan geldiğine dalalet olarak da addedilebilir.
 
Ben Mevlüt Çavuşoğlu olsam ve daha adadan ayrılmadan birkaç saat öncesinde bir gizli devlet toplantısında konuştuklarımı haber sitelerinde okusam, toplantıya ev sahipliği yapana, bir gizli toplantının mahremiyetini koruyamadığı için bir daha aynı gözle bakmam.
 
Tabii toplantıya ev sahipliği yapan ile sızıntıya neden olan aynı kişi değilse.
 
Sonuçta Cumhurbaşkanlığı’nda üst düzey son derece hassas ve gizli bir toplantı, birkaç saat sonra ortaya dökülmüş durumdadır. Kim sızdırdı, kim boşboğazlık yaptı, ya da kim kamuoyu oluşturmak için birtakım servisler yaptı hiç önemli değil. Gazeteci gereğini yaptı ona kimsenin lafı yok. Ama bilginin o mahremiyetten, o zirveden ortalığa dökülmüş olması tam manasıyla bir skandaldır. 
 
Herkese ama herkese iyi pazarlar.


İsim
E-Posta
Yorum Başlığı
Güvenlik Kodu
Yorum yazmak için üstteki alanı kullanabilirsiniz.