Aşık İhsani Suriye Yolu Şiirinde duygularını dile getirirken “Her karış toprağı bir mezar dolu” diyerek özetlemiş Biladi Şam toprağının kaderini.
 
Suriye’de “At izi it izine” karıştı yine. İt kim? yiğit kim? Belli değil.
Esad daha önce de kimyasal silah kullandığında kılını kıpırtdatmayanlar, Fırat Kalkan’ı ve Zeytindalı Harekatı sonrası, bölgede birden kendini göstermeye başladı.
Türkiye hariç hiç kimse buna Esad dahil ne ölen çocukların nede evinden olanların haklarını aramak için Suriye’deyiz demesin.
Suçlular!...
Ama güçlüler...
İstediğimiz zaman müdehale eder, istediğimiz zaman orada oluruz.
Aşık ihsani Hudam’a dert yanıyor!...
“Ramazanı tuttum Bayramı etmedim,
Suriye’ye ben keyfime gelmedim.”
 
Popüler anlatımla Irak lideri Saddam’ı bayram sabahı  idam edenler Şam’ı Miraç gecesi vurdular.
 
Esad diktatör, devrilmeli, zulm bitmeli, insanlar evine dönmeli; tamam.
Bunda hemfikiriz.
Sembol içerikli operasyonları planlayanların niyetini iyi bilmeli onların akıbet tayin etmelerine izin vermemeliyiz diyorum ben.
Yaşanan bu hadise karşısında ne yapmalıyız, peki?
 
Yeni Şafak Yazarı İbrahim Karagül bu sorunun yanıtını yazısında aramış ve bulmuş;
 
**
 
Artık bu Suriye savaşı değil! ‘Kıyamet Savaşı’ hazırlığı var. Dünyanın dengesi değişebilir.
 
Artık bir Suriye Savaşı yok. Artık Suriyeliler’in taraf olduğu, Suriye halkının ve vatanının geleceğiyle çerçevelenebilecek bir kavga yok. Zaten Türkiye dışında Suriyelileri, Suriye’nin bütünlüğünü, varoluşunu önemseyen de yok. Suriye halkını yardım için, destek için, onların acılarını paylaşmak için, onları normal hayata döndürmek için fedakarlık yapan da, vefa gösteren de yok. Türkiye dışında hiçbir ülkenin “insani” derdi yok, hiç kimsenin mazlum kavramı yok, o kıyımlara ağıt yakan yok.
 
İran için böyle bir mesele hiç yok. O sadece bir harita çalışması, Akdeniz kıyılarına uzanma çabası, büyük kıyımlara kapı açarak biraz daha etkinlik alanı oluşturma derdinde. Yemen’e uzandığı gibi Akdeniz kıyılarına uzanma, sadece emperyal hırslar derdinde. Halep’te imza attığı kıyımlar, mezhep kimliği üzerinden saldırılar, fırsatçı çıkışlar, bir acımasız tarih kitabı niteliğinde
Batılı istilanın öncüleri: Selman’ın üstlendiği rol ile DEAŞ’ın üstlendiği rol aynı.
 
S. Arabistan, BAE ve bazı Arap ülkeleri için ise, Suriye’nin tamamı imha olsa umurunda değil. Onlar otuz yıldır Batılı istilanın öncü güçleri olarak hareket ediyor. Bu rolleriyle Irak’ı mahvettiler, Suriye’yi mahvettiler, Libya’yı mahvettiler. Onlar bölgesel istilanın öncüleri, bu topraklara yabancı orduları çağıran güçler, ülkelerdir.
 
ABD, İngiliz, İsrail istihbaratı adına hareket ederler. İktidarlarını korumak için bölgenin bütün kaynaklarını rüşvet verirler, Batılı istilanın Müslüman topraklarına yerleşmesi için “kişiliksiz” roller üstlenirler. Muhammed Bin Selman’ın son bir ayına bakın; böylesine basiretsizlik, böylesine kişiliksiz misyon bu bölge görmemiştir.
 
S. Arabistan ve BAE’nin üstlendiği rolle, DEAŞ’ın üstlendiği rol nitelik açısından birbirinin aynısıdır. O ülkeler de DEAŞ da işgalin önünü açmak için kurgulanmıştır.
 
Şimdi ABD’yi, Avrupa’yı, İsrail’i Suriye topraklarına taşımak, ülkenin tamamını işgal ettirmek için var güçleriyle çalışıyorlar. Bunlar 21. yüzyılın Lawrence’larıdır. Yüz yıl önce İngiliz’i taşıyanlar yüz yıl sonra ABD’yi, bütün Batı’yı bu topraklara taşımaktadırlar.
 
Herkes Suriye’de birbirini tartıyor
 
Bundan sonraki her adım, her hareket, her girişim bölgesel niteliklidir, küresel ölçekte bir hesaplaşmanın parçasıdır. Suriye üzerinden dünyalar hesaplaşıyor, boy ölçüşüyor, birbirini tartıyor. Bir büyük savaş için hazırlıklar yapıyor, cepheler kuruyor, mevziler inşa ediyor.
 
Yeryüzünün bütün hesapları, ülkelerin bütün kavgaları Suriye üzerinden görülüyor. Canları üzerinden büyük paylaşım planları yapılıyor. Kanları üzerinden kaynaklar talan ediliyor. Ülkelerimiz parçalanıyor, şehirlerimiz harabeye çevriliyor, insanlarımız kırıma uğruyor, Müslüman olan ne varsa tarih dışına itilmeye çalışılıyor.
 
Son bir haftada Suriye üzerinden oluşan yeni cepheye dikkat edin. Aslında küresel ölçekte güç savaşı yapanlar birbirlerini Suriye üzerinde tartıyor, cepheleri ve pozisyonları belirliyor, bir büyük çatışma için hazırlık yapıyor.
 
Evet, ABD, Fransa, İsrail, BAE ve S. Arabistan Suriye savaşını yeniden başlatabilir. Batı’dan ve Güney’den büyük bir cephe açabilir. Ağır hava bombardımanı ile ülkenin kalan kısmını da haritadan silebilir. Tabii bu arada Türkiye’yi Kuzey’den yeniden sıkıştırabilir.
 
Bir Kıyamet Savaşı hazırlığı var. Yeni Suriye’ler göreceğiz
 
Ama bu Suriye savaşı olmayacaktır. Bir nevi kıyamet fırtınası başlatmak olacaktır. Fırtına Doğu Avrupa’yı vuracak, Avrupa içini vuracak, Baltıkları vuracak, Kafkasları vuracak, Güney Asya’ya doğru uzanıp Asya-Pasifik’te ikinci büyük cephe olarak ortaya çıkacaktır.
 
Vahim tablo budur. Asıl savaş Doğu-Batı arasındaki keskin hesaplaşmadır. Bir nevi dünya savaşıdır. Bundan sonra, bu büyük hesaplaşmanın alt unsurları, cepheleri olarak yeni Suriye’ler göreceğiz. Yeni kurban ülkeler çatışmanın içine çekilecek, ateşlere atılacaktır. Yeryüzünün yeni kurban ülkelerinin kimler olacağını, Doğu-Batı fay hatlarının izini sürerek bulabilirsiniz. Bu fay nerede kırılırsa orası Suriye olacaktır.
 
İngiliz’in aklı, Trump çılgınlığı, bazı beyinsizler
 
İngiltere-Rusya kavgası olarak gördüğümüz, casus ve diplomat krizi olarak izlediğimiz şey, “Troll”lük misyonuna soyunan liderlerin twitter’daki savaş naraları aslında adım adım gelen, hiçbir ülkenin veya hiçbir uluslararası kurumun engelleyemeyeceği büyük fırtınanın habercisidir.
 
İngiltere ile Rusya, Avrupa ile Rusya, ABD ile Rusya Baltıklar’da kavgaya tutuşacak ama birbirlerini “Suriye cephesi”nde tartıyor. Devamında Rusya’nın sadece Rusya olmayacağına, hemen bütün Asyalı güçlerin Batı karşısında harekete geçeceğine, en arkada Çin’in yer alacağına, Asya’dan Avrupa’ya uzanan kıyamet cephesi şekilleneceğine inanabilirsiniz.
 
Yeryüzü hiçbir zaman bu kadar büyük bir tehlike görmedi. Son otuz yıldır biriken stres bir sabah uyandığımızda onlarca ülkeyi cepheye sürecek ölçekte tehlikeli hale geldi. Sağduyu çağrısı yapacak güç, bu gidişi tersine çevirecek irade kalmadı. Trump gibi çılgınların elinde oyuncağa dönen yeryüzü, İngiltere’nin yeni dünya savaşı aklına göre biçimlenen, bizim bölgemizde bazı beyinsizlerle provoke edilen, dünyanın kaynakları üzerinden ganimet hesabıyla coşturulan kıyamet savaşına doğru sürükleniyor.
 
Dünyanın dengesi, tarihin seyri değişir. İki dünya savaşına benzemiyor bu..
 
Suriye’de dünyalar savaşının ilk adımı atılıyor. Devamı nerede, nasıl olacak göreceğiz. Ama asla Suriye ile, Ortadoğu ile sınırlı kalmayacağını pekala biliyoruz. Böyle bir fırtına, dünyanın dengesini tamamen değiştirecek. Tarihin seyrini, güç haritasını toptan değiştirecek.
 
Öyle bir fırtına sonrası bugün dünyaya yön veren ülkelerin bir kısmı tarih dışına itilebilir, Batı’nın yüzlerce yıldır devam ettirdiği küresel hakimiyetine son nokta koyulabilir. Bu fırtınanın Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’na hiç benzemeyeceğini, Batı için çatışma kadar Batı için tarihin sonu anlamına gelebileceğini de söyleyelim.
 
Türkiye ne yapmalı?
 
Türkiye, işte böyle bir felakete hazırlanmak zorundadır. Olağanüstü bir savunma hazırlığı, güç yatırımı, toplumsal teyakkuz hali, devletin merkez iktidar alanının güçlendirilmesi, “içeriden operasyoncu”lara göz açtırılmaması, dışarıdan müdahale boşluklarının hızla kapatılması gerekiyor.
 
Kişisel olarak, bu felaketin ülkemize de ağır bedeller ödeteceğine, ama Türkiye için tarih sıçramasına imkan vereceğine inanıyorum. Yeter ki, bu hazırlık yapılsın, yeter ki bölgede kıyametler kopunca atılacak adımlar şimdiden belirlensin.
 
Afrin’le başladık, durmayalım, elimizi çabuk tutmamız şart
 
Bu yüzden Afrin’de başladığımız işte elimizi çabuk tutmamız, ”zor oyunu bozar” mantığı ile hareket etmemiz, Akdeniz-İran sınırına kadar bir ”Türkiye Kalkanı” oluşturmamız şarttır. Aksi takdirde Suriye Savaşı Anadolu savaşına dönecektir ki, zaten istedikleri ve planladıkları da budur.
 
Biz, bu dönemde yapmamız gereken şeylere, duruşumuza ve söylemimize “Acımasız Direniş” diyoruz. Selçuklu’dan bugüne uzanan siyasi genetiğimizle hareket edeceğiz, taarruzla savunma yapacağız. Beş yıldır ardı ardına gelen çokuluslu müdahaleleri nasıl boşa çıkardıysak, bunun da üstesinden geleceğiz.
 
Hem de güçlenerek çıkacağız. Yeter ki, yaklaşan fırtınayı iyi okuyalım..
 
**
Aşık İhsani’nin Suriye Yolu isimli şiiri geldi aklıma, bu yazıdan sonra. 
 
Bilemedim Hudam bu nasıl haldı, 
Verdiğin canımı bir mayın aldı, 
Ana kucağında öksüzüm kaldı 
Hudam Hudam 
 
Ne zalımdır Hudam Suriye Yolu, 
Her karış toprağı bir mezar dolu 
Hudam 
 
Ramazanı tuttum bayramı etmedim, 
Suriye'ye ben keyfime getmedim, 
Şu feleğe bir başıma yetmedim 
Hudam Hudam 
 
Ne zalımdır Hudam Suriye yolu 
Her karış toprağı kol bacak dolu 
Hudam 
 
Zalım yokluk engelini aşmadım 
İnsan gibi yeyip gülüp coşmadım 
Toprağım yok çifte öküz koşmadım 
Hudam Hudam 
 
Ne zalımdır Hudam Suriye yolu 
Her karış toprağı bir mezar dolu 
Hudam 
 
Aşık İhsani Hudam’a dert yanmış, Yeni Şafak yazarı İbrahim Karagül Suriye’de suçluyu aramış, neler yapmamız gerektiğini yazmış.
Özetlersek;
Turan eller var olsun, düşmanlar kahrolsun.
Allah Türk’ü ve Türkiye’yi korusun.
 
Selam ve dua ile Kalın sağlıcakla...
Arif Kurt

Reklam


İsim
E-Posta
Yorum Başlığı
Güvenlik Kodu
Yorum yazmak için üstteki alanı kullanabilirsiniz.