Ağalar ve Beyler!

Gaziantepspor, deplasmanda Akhisar Belediyespor karşısında aldığı farklı mağlubiyetle ligin bitimine 4 hafta kala küme düşme korkusunu iliklerine kadar hissetmeye başladı.

Özellikle küme düşme potasındaki rakiplerinden olan Kayserispor’un zorlu Trabzon deplasmanından 3 puanla dönmesi kâbus dolu günlerin başlangıcı oldu.

Ligin dibine demir atan ve Kayserispor ile arasındaki puan farkı 7’ye çıkan Gaziantepspor’un kümede kalma şansı matematiksel olarak belki devam ediyor.

Ama kalan maçlara, rakiplerin ve takımın durumuna baktığımızda ligde tutunabilmemiz mucizelere kalmış görünüyor.

Camia, paramparça!

Taraftar küskün, futbolcular moralsiz ve huzursuz.

Akhisar maçının bitiş düdüğüyle birlikte her kafadan bir ses çıkmaya başladı.

Basın, taraftar ve ateşi kendinden uzak tutmaya çalışan bazı uyanıklar hedefe Kulüp Başkanı İbrahim Kızıl'ı, futbolcuları ve Bülent hocayı koydu.

Kolay olanı seçtiler.

Eleştiriler peşi sıra geldi.

Sallıyorlar bol keseden.

Özeleştiri!

Mümkün mü?

Tek suçlu, yönetim, futbolcular, teknik heyet…

Sorumlular mı, suçlular mı?

Evet, tatbikî sorumlular.

Tabi ki suçlular!

Hem de dibine kadar.

Bu durumun cezasını çekecekler mi?

Elbette bu başarısızlığın bir faturası olacak ve cezalarını çekecekler.

Teorikte bu böyle.

Ya pratikte?

Gaziantepspor’un bugün bulunduğu durumda payı olanlar…

Onlar sorumlu mu, suçlu mu?

En az Kulüp Başkanı İbrahim Kızıl, teknik heyet ve futbolcular kadar sorumlu ve suçlular.

27 yıl sonra küme düşmesi neredeyse kesinleşen Gaziantepspor’un bu başarısızlığında payı olan siyasetçiler, bürokratlar ve sözde bu şehrin sözünü söyleyen, sahiplenen, ‘Gaziantep ve Gazianteplilik’ denildiğinde mangalda kül bırakmayan STK yöneticileri ve sanayicileri de unutmamak gerek.

Bu takım küme düşerse günahın büyüğü bence onların.

Kimi koltuk, kimi oy, kimi kişisel çekişmelerine kurban etti Gaziantepspor’u.

Kimileri de bir başka Gaziantepspor kurma sevdasına…

Velhasıl yazık ettiler Gazianteporumuza!

Birçok alanda olduğu gibi bu kent ne yazık ki futbolda da elbirliğiyle geriye götürüldü.

Götürülürken de bahsettiğim kişi, kurum ve kuruluşlar, ağababalar (!) ne yazık ki seyrettiler.

Korkarım seyretmeye de devam edecekler.

Hacı yatmaz misali, etliye, sütlüye karışmadan, risk almadan, elini taşın altına koymadan kenardan, kenardan seyredip, kriz anlarında her seferinde ‘Çevir kazı yanmasın’ deyip işlerini yürütmeye devam edecekler.

Ne diyelim?

Canları sağ olsun!

Yalnız bu şehirde yaşayanlar bir şeyi unutmamalı.

Herkesin ekmeğini yediği, suyunu içip, havasını soluduğu bu şehre karşı sorumlulukları var. Şu konu beni ilgilendirmez, bu konu beni aşar, şu kızar, bu küser, param gider, işim çok, vaktim az deme lüksü yok kimsenin.

Özellikle bu şehrin balını kaymağını yiyenlerin, ‘Bu konu bizi ilgilendirmiyor’ deme lüksü hiç yok.

Şehrin balını-kaymağını yiyip, altta kalan kuru ekmeği başkasına yedirmeye, yükü başkasının sırtına yüklemeye kalkarsanız gün gelir bal kaymak sürecek o ekmeği de, sırtına yük bindirecek merkebi de bulamazsınız.

‘Ekmek olmazsa, pasta yeriz’, ‘Merkep bulamazsak, yürürüz’ diyebilirsiniz.

Belki haklısınız!
Peki, sevgisini, saygısını, inancını yitirdiğiniz Gazianteplilerin karşısına hangi yüzle çıkacaksınız?
İşler içinden çıkılmaz bir hal aldığında ve her şey için geç kalındığında ne diyeceksiniz onlara?

Görmedim, Duymadım, Bilmiyorum mu?

Dersiniz!

Yaptığınız başka bir şey de yok zaten.

Kısır hesaplar, sığ düşünceler.

Varsa yoksa, para ve rant!

Devam edin beyler…

Ey Ağalar, Beyler!

Emin olun, gün gelecek bu şehirde size pastacı pasta vermeyecek, merkepsiz de memlekette yürümeye yüzünüz olmayacak.

Demedi, demeyin!

Reklam


İsim
E-Posta
Yorum Başlığı
Güvenlik Kodu
Yorum yazmak için üstteki alanı kullanabilirsiniz.