Kıbrıs Türk kültürü, diğer herhangi bir yerel Türk kültüründen farklı mıdır?

Son kitabımdaydı galiba, bir bölüme bu soru ile başladım! Ve bir başka soru ile devam ettim: Değil midir? El insaf…

En azından daha konuya girerkenden ilk adımda burada konuşulan Türkçe ağzı, kendine göredir. Siz 1960’lı yıllardan itibaren cahilce “Türkiyelileşmek” zannederek, Yeşilçam dublaj ağzı ve kendilerinden daha cahil özel tv konuşmacılarının, “muhattab”lı esperantosunun peşine takılanlarımızı bir yana bırakın. Daha 19..ın ilk çeyreğinde Lefkoşa’yı gezen Avusturyalı bir Arşidük, şöyle demekteydi:

Kıbrıs'taki Türkler'in dili gayet arı; söylendiğine göre Constantianpol'dan sonra en iyi (Türkçe) konuşulan yer, burası. Fakat Kıbrıs Rumcası, bir lehçeden çok daha fazlası... birçok İtalyanca kelime ve bir dizi Türkçe deyim içeriyor. Türk dili Levkosia'da en fazla kullanılan dil. Bu dili bilmeyen çok az insan bulduğumuz gibi, Türkçe haricinde bir dil bilmeyen çok insan var. Rum kadınların çoğu, mükemmel biçimde bu dile aşina... (Arşidük Louis Salvator. Levkosia s. 72. Galeri Kültür yayınları. 2012. (19.yy ilk çeyreği)

Elli yıl Türk dilinin bayraktarlığını yapan Varlık Yayınları’nın editörü Yaşar Nabi Nayır, 03.08.1954 tarihinde adayı ziyareti esnasında Lefkoşa’da verdiği bir konferansta Kıbrıs Türk Ağzı ile ilgili olarak, “ Diyebilirim ki burada konuşulan Türkçe, İstanbul ve Ankara hariç, bütün diğer vilayetlerimizden daha ileridedir” demiştir, Kıbrıs Ağzından bahsederken. ( Kaynak: Hikmet Afif Mapolar, Kıbrıs Güncesi, c. 2, s. 64.)

Uzun yıllar adada görev yapan bir İngiliz aristokratı da konuştuğumuz ağız için şöyle diyor;

“They refrained from intermarrige with their Orthodox compatriots and they preserved the purity of their language to an extend unequalled in any other part of the Osmanli Turkish speaking world.”  (Sir Harry Luke da Cyprus, a Portrait and an Appreciation, s. 79…)

Gerçi Lüzinyanlar İngilizce biliyor olmalı ama ben Türkler için tercümesini de yazayım:

“Ortodoks vatandaşları ile karma evlilik yapmaktan kaçındıkları için, Osmanlı Türkçesi konuşma dünyasının diğer parçalarından farklı olarak, aşırı bir eşsizlikle dillerinin saflığını korumuşlardır.” Diyor, sir… Yıl: 1965…

Kendi yazdıklarımızı şimdilik bir yana bırakıyorum…

Diller dinamiktirler… Yüzyıllarca donmuş kalıplar halinde kalmazlar ama öncelikle; yüzelli yıl ara ile üç örnek tespit sundum yukarıda, 65ten 74’e de 9 sene fark var; bu dil hangi ara o sefil hale dönüşmüş? Ve sonra dünyanın hangi dilini, sallak çırakları ile meyhane çerezcileri geliştirmiş? Allahınızı severseniz? Köydeki zaten Türkçe bilmeyen dedenizin konuştuğu gibi konuşunca, Kıbrıs Ağzı mı olur sanıyorsunuz?

Bir de üstünden sallak çırakları ile basadembocular; herkese sövmeye cüret buluyorlar… Biri andığımız konuda olmak üzere iki doktorası bulunan adama, demediklerini bırakmadılar.

Kıbrıs Türk kültürü, özgündür, farklıdır…

Ama bu fark, sokakta bile konuşulmayan dejenere, bozuk ve aşağılık bir ağızdan ibaret değildir. Bu farkı oluşturan, fırın ve sallak çıraklarının birbirine ettikleri küfür dili değil, iki defa Nobel’e aday gösterilen Osman Türkây’dır… Fransa’da ilk okul ders kitaplarında romanları okutulan Taner Baybars’tır… Geçtiğimiz yıl İngiltere’de kitabı yılın kitabı seçilen Ferhat Atik’tir… Kaç defa Türkiye’de Yılın Aktörü seçilen Hüseyin Köroğlu’dur…

Bu farkı oluşturan, alt sınıf argosu değildir! Tıptaki tek Türkçe isimli virüse adını veren, Prof. Dr. Necdet Sezer’dir, 20.yy sosyolojisinin köşe taşlarından biri olan Niyazi Berkes’tir… Bugün adı kardiolojide bir marka olan Rasim Enar’dır, Özay Oral’dır, Önal Özsaruhan’dır!

“İngilizce nasıl severim Leylâ’yı” diyen, Orbay Deliceırmak’tır, Süleyman Uluçamgil’dir… Zeki Alasya’dır… Genç yaşta mimarlıkta dünya doruklarında gezen, Saffet Kaya Bekiroğlu’dur… “ Ayni yıl iki Türk’e de ödül vermeyelim” gerekçesi ile NOBEL Barış Ödülü’ni kaybeden Vamık Volkan’dır…

“Milletin benden beklediğini yapıyorum… Önce Allah’a, sonra silahıma, en son da kendime güveniyorum” diyen Naci Talât’tır…

Kara cahil, Türkçe bilmeyen dedesine özenen maskaralar değildir… Bizim farkımız!

Yüz elli yıldır Ulusal Sorun’un devam ettiği bir ülkede, henüz çatışma devam ederken, kendi ulusal değerlerinize saldırmanın, solculuk değil, karşı ulusçulukla eşdeğer olduğunu artık anlayın ve kendinize gelin! Çok geç olmadan, sayıyla…


İsim
E-Posta
Yorum Başlığı
Güvenlik Kodu
Yorum yazmak için üstteki alanı kullanabilirsiniz.